İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Salı

… ve sonra apar topar birşeyler yazmaya başladım, günlerden salıydı. Salı günlerin en kutsalıydı. Gizlenmişti sadece. Pazartesi gibi bir gün değildi. Kimseyi sendroma sokmazdı. Bu İspanyollar Pazartesi kimse sendroma girmesin diye Pazartesi gününü yarım gün tatil ilan etmeleri bundandı. Pazartesinden korkuyorlardı. Çarşamba gibi ortada kalmış bir gün değildi Salı. Perşembe gibi haftanın bitişini anımsatmıyordu. Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri gibi bir dinin kutsal günü değildi. Bir toplum ya da bir inanış için değildi. Hepimiz içindi Salı. Haftanın en kutSalı.

Dayımla konuşmaya başladık. Ona Salı günüyle ilgili Erzincanlı bilim adamlarının yaptığı çalışmalardan bahsederken birden bire tövbe tövbe diye mırıldanmaya başladı. Sonra bana günlerden en kutsalının Cuma olduğunu tövbe demezsem ağzımın yüzümün yamulacağı ile ilgili tezini sundu. Çarpılacağımı da söyledi. Galiba paratonerden haberi yoktu. Dayım sonra “Kutsal demişken… “ diyerek lafa girdi. Dayım geçen sene hacca gitmişti. Hacca gittiğinden beri hac maceralarını anlatıyordu. Sanırım survivor gibi bir yerdi. Yemeklerinin çok baharatlı olduğunu, doğru düzgün bir şey yiyemediğini söylüyordu. Ama 45 günde 5 kilo almıştı. Sanırım kutsal bir mekan olduğu için su içse yarıyordu. Hayal ettiğim gibi nurlar huzur mutluluk iyilik mekanı değildi oralar. Ya da en azından dayım o ortama uygun bir insan değildi. Herkesin dokunmaya çalıştığı kutsal bir taş var. Hacer-ül esved sanırım. Böyle mi yazılıyor bilmiyorum ama böyle söyleniyor. Dayım ona yaklaştığında oranın sıkışık olduğunu sağdakine vücut bloğu yapıp soldakine omuz atarak dengesini bozup önündeki iki kişiyi ittirerek yarıp öptüğünden bahsediyordu. Ve bunu hayatındaki en güzel anı gibi bahsediyordu. Hacdan donen insanlara basardın mı ? Gibi bir soru yöneltilirdi. Dokunabildin mi ? Dayımı büyük bir gururla Türkiye’ye dönmesinin sebebiydi bu belki de. Şeytan taşlarken büyük bir taş getirerek şeytanı cezalandırdığını, şeytana en büyük darbeyi kendinin vurduğunu düşünüyordu. Sembolik şeylerden anlamazdı. Daha büyük taş daha sevap gibi bir denklem kurmuştu kafasından. Konuyu anlamıştı. Ama çok yanlış anlamıştı. Bazı stratejik noktalar keşfetmiş. Bazı yerlerde namaz kılmak 10 kat daha sevapmış. Bana onu anlattığında aklıma duracell reklamı geldi. Sıradan namazın sevabı azdır. Duracell ile 10 kata kadar daha sevap kazanın.” dediğimde yine en sık tekrarladığı kelimeleri tekrarlamıştı. “Tövbe tövbe”. Sık sık orda tanıştığı insanlardan bahsederdi. Çok sosyal bir ortamdı anladığım kadarıyla. Döndüğünden beri bayramları onlarla araşırdı. Bir ara cüzdanını çalan bir maymundan bahsetti. Hira dağına çıkarken bir maymun cüzdanını çalmış. Sonra zor zamanlar yaşamıştı. Ona destek olmak icin biraz para yollamıştık. Biraz macera biraz heyecan biraz kondisyon biraz ibadet aradığı her şeyi orda bulmuştu. Ama orası gerçekten böyle bir yer miydi ? Yapması gereken seyler gerçekten bunlar mıydı ? Orası dayıma göre bir yer değildi belki. Yoksa orada kendini mi bulmuştu ?
Bunların hiçbirinden emin değildim. Bu soruların cevapları bende yoktu. Aradan 1 sene geçmiş tüm hikayelerini ikişer kere dinlemiş olmama rağmen bozuntuya vermedim. Ve usulca dinlemeye devam ettim. Ve dayım başladı. “Kutsal demişken… “

Bir yorum

  1. Noname Noname 3 Mayıs 2018

    Aradığın program corel draw paint veya p. s değil 🙂

Bir cevap yazın

Mission News Theme Compete Themes tarafından yapılmıştır.
%d blogcu bunu beğendi:
Araç çubuğuna atla